Hâlâ Ne/Yi..m olduğunu sorma bana *
Günlük yaşamı sırtından vuran
…huysuz bir hançer gibi
Kurallaşmış aptallıklarımız var
Bedenlerimizi gizledikçe
Ruhlarımızı daha çok ortaya döken
Bol sarhoşlu,
…kokulu karanlıklara teslim oluyoruz
Sesini duymasam da
…yokluğunu duyuyorum ya
Eski kokuları yeni kokularla karıştırıp
Sevdasal cesaretler geliştirmeli…
Unutma
Sen bedenini giyinmişsin
Ben kalbime ruhunun resmini çizmişim
Otuz yıldır ikimizde aynı kızı taşıyoruz
Bedenlerimizin nerede olduğunun ne önemi var
Bak ruhun kalbimde çırılçıplak dolaşıyor
Aynanın karşısına dikiliyor
Kendine kaş çatıp,
… yumruk sıkıyorsun
Sevdayla barışmak
Bir türlü aklına gelmiyor
Sadece senin sevdan değil ki
Her sevda kerpiç evler gibidir
Geçmişinde biraz çamur olur
Kendine diklendiğin her an
Kahrın daha bir kemirgen
Hüznün daha bir doğurgan oluyor
Oysa; ben seni,
Sayfalarının içinden mutlu öyküler geçen
öykü defteri gibi…
Dudaklarında,
Kalbimi sevdaya hamile bırakmaya hazır sözcükler
Üzerinde aynalara benim için düşmeye hazır gelinliğin
Başın göğsümde,
Kulakların nabzımı sayıyor
Rüzgar kapıları çarpıyor
Tırmandığım hiçbir zirve bu kadar akışkan değil
Merdivenler
…ayaklarımın altından akıp gidiyor
Ben soluklarını en yüksek perdeden duyuyorum
Gözlerin geçmişe ağlamaktan vazgeçmiş
Şimdiyi yakalamak üzereler diye düşlüyorum
Mendillere sarıp sarıp gizlediğimiz
Eski göz yaşlarımızı ,
Perdeleri titreten hıçkırıklarımızı
Ait oldukları zamana gömelim
…sessizliğimizi emiyorlar
Gülüşümüzü çerçevelere asmaya çalışma
Sen kabına sığmaz olunca
Bana koş!..
Havayla işbirliğine gir
Kokunu yay
Ben kokunla göz göze geleyim
İnsan buğusuyla cennetler kurmayı öğret bana
Bilek damarlarımızda tepinip duran
…yaşama gücümüzü ortaya çıkaralım
Konuşalım
Sessizlikler geçmişimizi çoğaltmasın
Hatıralarımızdan kopalım birden
Mırıltıları senfoni niyetine dinleyelim
Önce gözleri buluşuyor ya insanların
Bizde öyle olmasın işte
Gözlerin… saçların… dudakların
Neyin varsa hepsini al gel
Aşk…sevgi… ilgi… hiçbirini söyleme
Merak etme bizde her dilden sözcüklerin evi olacak
Nasıl olsa herkes aynı duyguları taşımaya başlayınca
Bu birlikteliğe bir ad verilecek
Yanı başımda duran sana
Bu kadar geç seslenişimi anlamaya çalışıyorum
Neden mi bu kadar geciktim?
Ruhunu içime geçirdiğim kız ile birlikte
Kabıma sığamaz olunca sana taştım
Hâlâ Ne/Yi..m olduğunu sorma bana
Sen gözlerimin en güzel ibadetisin
Bekir K. Ahıskalı
Haziran 1 2008
Sobelenmemiş Fısıltılar-25
Nedensiz Yitiğim
Kiraz Çiçekleri
Kiraz Çiçekleri (Kiraz çiçeğim ! Yokluğun bir fukaranın açlıkla imtihanı sanki)
Önce gündüzden getirdiğin sıcaklık
Sonra alıştığın sesler terk eder seni
Yıldızlar sadece uzaktan el sallarlar
Soluklar boğazında kör düğüm olur
Yutmak istersin ama yutamazsın
Koyu kara geceleri bitirmek zordur
Baykuş seslerine sığınamazsın…
Yeter felek, başka ağlatma
Yâr uğruna nemliyim işte…
Karanlık uzun nehirler gibi
Ne geldiği yeri bilirsin
Ne de gideceği yeri belli
Hayatla olan göbek bağını
Paslı makasıyla yeniden keser
Gözlerinde biriktirdiğin güzellik
Dizlerinden dökülüp gider
Başından sisleri dağıtmak zordur
Dermansız dertlere sarılamazsın…
Yeter felek, başka çağlatma
Yar uğruna deliyim işte
Kim çaktı bağrıma bu kıvılcımı
Unutmuştum sevmek tatlı mıydı acı mı
Ben bir aşktan bulmuşsam ilacımı
Sinemde hapis ederim göz yaşlarımı
Suyu neyleyim artık içimde sen varsan
Sevdan bağrımda pınar oldu, alnımda ter
Yeter ki ela gözlerinden bir bakış gönder
Güzel bir bakışı yakalamak zordur
Anlamsız bakışlara tutunamazsın…
Yeter felek, başka yandırma
Yar yoluna harlıyım işte
Dağlar duysun istiyorum, duysun taşlar
Böcekler bilsin, bilsin göçen eden kuşlar
Masumca duruşlar, hem işlenen suçlar
Başaklar eğilsin, toprağa fısıldasın
Denizler sevdamızı yelden öğrensin
Ela gözlüm
Sevmeyen bu hissi nereden bilsin
Koca sevdayı saklayamazsın…
Yeter felek, başka haykırtma
Yar yoluna tınılıyım işte…
Kiraz çiçeğim! Yokluğun…
Bir fukaranın açlıkla imtihanı sanki
Ya küçük sular gibi kalıyorum
Bir düzlüğün en çıkılası yerinde
Ya çok kurak topraklar gibi
Yağmur mevsiminde su dileniyorum
Pınar başında susuz kalmışım
Sen /de içmeden duramazsın
Yeter felek, başka söyletme
Ne/Yi’m kaldı bilmediğin
Yar yoluna gamlıyım işte
Bir güzelin kuluyum işte
Bekir K. Ahıskalı
Mayıs 29 2008
Sobelenmemiş Fısıltılar-24
Etiketler:
Kiraz Çiçekleri
Bir Sultana Aşk Mektuplar-2
Bir Sultana Aşk Mektuplar-2
(Bilinmeyen Bir Aşkın Delisi’nden)
Ben seni koklamaya geç kalmışken
Bir baharı muştulayan narin bedenin
Yangını körükleyen kokunla sen
Ben, Seni sevmeden önce Karanfil
Sen kendini sevdirdin… aşık ettin
Güzelliğin ve kokunla aklımı çeldin
Bir sabrın vardı ki kar’ın altında
Bir tavır saklıydı ki dudağında
Öyle açmış ki renkleri solmayası
Mis kokuyor… koktukça koklanası
Yalnız baharı ve yazı sevmiyorum
Saklıyor diye seni, kışı kucaklıyorum
Altı ay acı çeker, sabreder karanfil
O kadar süre sevilip koklanmak için
Bilir ki kolay değildir sevilebilmek
Güzellik, renk, koku da beğenilmek
Bir bahar başını çıkarmasa topraktan
Adı kalır.. kurtulamaz unutulmaktan
Şimdi el sallar bana uzaktan uzağa
Ben bürünmüşken dökülüp sararmağa
Ben seni koklamaya geç kalmışken
Ben,Seni sevmeden önce Karanfil
Sen kendini sevdirdin… aşık ettin
Bekir K Ahıskalı
Bir Sultana Aşk Mektuplar-2-SEN BENİ SEVMEDEN ÖNCE KARANFİL
02 Eylül 2005
(Bilinmeyen Bir Aşkın Delisi’nden)
Ben seni koklamaya geç kalmışken
Bir baharı muştulayan narin bedenin
Yangını körükleyen kokunla sen
Ben, Seni sevmeden önce Karanfil
Sen kendini sevdirdin… aşık ettin
Güzelliğin ve kokunla aklımı çeldin
Bir sabrın vardı ki kar’ın altında
Bir tavır saklıydı ki dudağında
Öyle açmış ki renkleri solmayası
Mis kokuyor… koktukça koklanası
Yalnız baharı ve yazı sevmiyorum
Saklıyor diye seni, kışı kucaklıyorum
Altı ay acı çeker, sabreder karanfil
O kadar süre sevilip koklanmak için
Bilir ki kolay değildir sevilebilmek
Güzellik, renk, koku da beğenilmek
Bir bahar başını çıkarmasa topraktan
Adı kalır.. kurtulamaz unutulmaktan
Şimdi el sallar bana uzaktan uzağa
Ben bürünmüşken dökülüp sararmağa
Ben seni koklamaya geç kalmışken
Ben,Seni sevmeden önce Karanfil
Sen kendini sevdirdin… aşık ettin
Bekir K Ahıskalı
Bir Sultana Aşk Mektuplar-2-SEN BENİ SEVMEDEN ÖNCE KARANFİL
02 Eylül 2005
Etiketler:
Bir Sultana Aşk Mektuplar-2
Bir Sultana Aşk Mektuplar-1
Bir Sultana Aşk Mektuplar-1
(Bilinmeyen Bir Aşkın Delisi’nden)
Karanlık çarşaf, çarşaf serilirken gecenin üzerine.
Sen, Bana gelirdin geceyi bölerek kirpiklerinle
Bir yarasa, sevinç kanatları çırpardı karanlıkta
Umursamadan yapraklar, varlığını mevsimlerin
Kokular salarken en ücra köşesine karanlıkların
Taşıyamazken bacakların düğümler çözülürken
Kendi elinle açıp gündüzden çözdüğün düğmeni
Sen, Bana gelirdin gündüzlere inat serinliğinle
Yarasalar karanlıkta aşklarından çığlıklar atarken
Ulurken çakallar, sinsice yürürken leş kokularına
Ceylanlar, canları pahasına koşarken sulaklara
Bilmem ki Sen’i salan neydi şehrin sokaklarına
Bir ışık yansırdı odamın penceresinden içeriye
Güzelliğini; görüp, gösteremeyecekler diyerek
Aynalar tam kalbinden vurulurdu utançlarından
Anlardım ki Sen, yine yollardasın hayallerinle
Sen, Bana gelirdin geceyi aydınlatan güzelliğinle
Sarmalardın, okyanuslar kadar derin bakışlarınla
Bir an boğulacağımı zannederdin gözlerinde
Kirpiklerin yetişirdi imdadıma ve salardı beni
Yüzünün al, al yamaçlarından aşağıya doğru
Karanlığı; gergef, gergef dokurdun ruhuma
Yapraklar, seher vakti çiğ tanelerini beklerken
Çatlayan dudaklardan tenime fışkırırdı alevler
Ben içtikçe içer, serinlerdim dudaklarından
Kaybolurdu baykuşlar, hepten susardı çakallar
Sen, Bana gelirdin karanlığı bastıran çığlığınla
Bekir K Ahıskalı
Bir Sultana Aşk Mektuplar-1-SEN BANA GELİRDİN GECEYİ BÖLEREK
(Bilinmeyen Bir Aşkın Delisi’nden)
Karanlık çarşaf, çarşaf serilirken gecenin üzerine.
Sen, Bana gelirdin geceyi bölerek kirpiklerinle
Bir yarasa, sevinç kanatları çırpardı karanlıkta
Umursamadan yapraklar, varlığını mevsimlerin
Kokular salarken en ücra köşesine karanlıkların
Taşıyamazken bacakların düğümler çözülürken
Kendi elinle açıp gündüzden çözdüğün düğmeni
Sen, Bana gelirdin gündüzlere inat serinliğinle
Yarasalar karanlıkta aşklarından çığlıklar atarken
Ulurken çakallar, sinsice yürürken leş kokularına
Ceylanlar, canları pahasına koşarken sulaklara
Bilmem ki Sen’i salan neydi şehrin sokaklarına
Bir ışık yansırdı odamın penceresinden içeriye
Güzelliğini; görüp, gösteremeyecekler diyerek
Aynalar tam kalbinden vurulurdu utançlarından
Anlardım ki Sen, yine yollardasın hayallerinle
Sen, Bana gelirdin geceyi aydınlatan güzelliğinle
Sarmalardın, okyanuslar kadar derin bakışlarınla
Bir an boğulacağımı zannederdin gözlerinde
Kirpiklerin yetişirdi imdadıma ve salardı beni
Yüzünün al, al yamaçlarından aşağıya doğru
Karanlığı; gergef, gergef dokurdun ruhuma
Yapraklar, seher vakti çiğ tanelerini beklerken
Çatlayan dudaklardan tenime fışkırırdı alevler
Ben içtikçe içer, serinlerdim dudaklarından
Kaybolurdu baykuşlar, hepten susardı çakallar
Sen, Bana gelirdin karanlığı bastıran çığlığınla
Bekir K Ahıskalı
Bir Sultana Aşk Mektuplar-1-SEN BANA GELİRDİN GECEYİ BÖLEREK
Züleyha
Züleyha
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Güldüğünü görenler, aşık olurlardı
Görenler, unuturdu susuzluğunu
Esmer teni, beline dökülen saçları vardı
Derin bakışı alır götürürdü insanı
Akıcı konuşur, doyulmazdı sohbetine
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Her çıkışında Nil kenarına
Baka kalırdı nehrin kenarında olanlar
Her kadın, O’nun kadar güzel olmayı,
O’nun kadar soylu olmayı dilerdi.
O’nu gören erkekler unuturlardı yaptıkları işleri
Her doğan kıza; ‘’Züleyha kadar güzel ol’’ derlerdi.
Bir ülkeye hükmeden eşi, bir halkı yöneten zekası vardı
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Sonra bir yetim geldi Mısır’a
İlk geldiğinde dudak büktüler kibirli bedeviler
Ben büyüteceğim dedi Züleyha
Yusuf büyüdü, Züleyha güzelleşti
Derken Sultanları dize getiren aşk çalıverdi kapısını…
Yıllarca sakladı Züleyha, dumanı saklanmaz oluncaya dek
Bir gün dayanamayıp, sırrını anlattı cariyelerine
Gülüştüler hep bir ağızdan…
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Yusuf içeri girdi gülümseyerek kapıdan
Mutfak ta kesilmemiş el kalmamıştı hayranlıktan
Züleyha’nın kapısını çalan aşk, sırrını âyân etmişti ama
Züleyha ile yetmiş cariye vardı şimdi, Yusuf’a aşık olan…
O saraya girdiği gün, Züleyha’nın kalbi gitmişti saraylardan
Yusuf’ta Sultan alameti, Züleyha da aşkın sefaleti başladı.
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Bedevi kızlarının en cilvelisi
Züleyha; bilinmeyen bir aşkın delisi
Bekir K Ahıskalı
Bir Güzelin Beklediği-1
2004
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Güldüğünü görenler, aşık olurlardı
Görenler, unuturdu susuzluğunu
Esmer teni, beline dökülen saçları vardı
Derin bakışı alır götürürdü insanı
Akıcı konuşur, doyulmazdı sohbetine
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Her çıkışında Nil kenarına
Baka kalırdı nehrin kenarında olanlar
Her kadın, O’nun kadar güzel olmayı,
O’nun kadar soylu olmayı dilerdi.
O’nu gören erkekler unuturlardı yaptıkları işleri
Her doğan kıza; ‘’Züleyha kadar güzel ol’’ derlerdi.
Bir ülkeye hükmeden eşi, bir halkı yöneten zekası vardı
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Sonra bir yetim geldi Mısır’a
İlk geldiğinde dudak büktüler kibirli bedeviler
Ben büyüteceğim dedi Züleyha
Yusuf büyüdü, Züleyha güzelleşti
Derken Sultanları dize getiren aşk çalıverdi kapısını…
Yıllarca sakladı Züleyha, dumanı saklanmaz oluncaya dek
Bir gün dayanamayıp, sırrını anlattı cariyelerine
Gülüştüler hep bir ağızdan…
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Yusuf içeri girdi gülümseyerek kapıdan
Mutfak ta kesilmemiş el kalmamıştı hayranlıktan
Züleyha’nın kapısını çalan aşk, sırrını âyân etmişti ama
Züleyha ile yetmiş cariye vardı şimdi, Yusuf’a aşık olan…
O saraya girdiği gün, Züleyha’nın kalbi gitmişti saraylardan
Yusuf’ta Sultan alameti, Züleyha da aşkın sefaleti başladı.
Züleyha en asîl ve en güzel kadınıydı çölün
Bedevi kızlarının en cilvelisi
Züleyha; bilinmeyen bir aşkın delisi
Bekir K Ahıskalı
Bir Güzelin Beklediği-1
2004
Etiketler:
Züleyha
Üç Esaslı Kadın
Üç Esaslı Kadın
Üç esaslı kadın olmalı erkeğin hayatında
Bir ana, biri bacı, bir diğeri sertacı
Biri varlık sebebi
Biri geleni bilmek için ellere gideni olan
Biri ellerden gelen gideni bilmek için
Biri seni doğurmalı biri sana doğurmalı
Bekir K Ahıskalı
2004 Acı Kokar Karanlıklar
Üç esaslı kadın olmalı erkeğin hayatında
Bir ana, biri bacı, bir diğeri sertacı
Biri varlık sebebi
Biri geleni bilmek için ellere gideni olan
Biri ellerden gelen gideni bilmek için
Biri seni doğurmalı biri sana doğurmalı
Bekir K Ahıskalı
2004 Acı Kokar Karanlıklar
Etiketler:
Üç Esaslı Kadın
Tut Ellerimi
Tut Ellerimi
Geleceğimdi yastığımın altına koyduğum
Ümitlerim beklediğim mutluluğumdu benim
İlk gördüğüm an esirin oldu gözlerim
Tokalaştığım elimi koyuyorum başımın altına
Kabusta olsalar bana aitti bütün rüyalarım
Çığlıklarla uyansam da benimdi uykularım
Kırılsalar da benimle yaşardı ümitlerim
Sınırsız hayallerimle benimdi kara geceler
...ve ben sabahı beklerdim çaresiz ve yanık
yağmuru bekleyen çöller misali
Geceler cellat olmuş mahpus gönlüme
Sabahlar hançer gibi saplanır yüreğime
Gözyaşlarım tekrar, tekrar yıkar bedenimi
..ve sen sevgili bir bedel oldun cahil ömrüme
..ve ben bir bedel olarak veriyorum ömrümü
o okyanuslar kadar derin mi derin gözlerine
Bir ay gibi doğ gecelerime, karanlığa inatla
ve ben sabahı bekleyeyim senin yokluğun da
Nemli ve bitkin gecelerimi sana bırakayım
Bir yokluğa fırlatıp atayım hayallerimi
Benimle gelsin bütün gerçekler ve sen
Sakın ağlama hadi sil gözlerini
Cesaretin varsa tut ellerimi bırakma
Bekir K Ahıskalı
Acı Kokar Karanlıklar
Geleceğimdi yastığımın altına koyduğum
Ümitlerim beklediğim mutluluğumdu benim
İlk gördüğüm an esirin oldu gözlerim
Tokalaştığım elimi koyuyorum başımın altına
Kabusta olsalar bana aitti bütün rüyalarım
Çığlıklarla uyansam da benimdi uykularım
Kırılsalar da benimle yaşardı ümitlerim
Sınırsız hayallerimle benimdi kara geceler
...ve ben sabahı beklerdim çaresiz ve yanık
yağmuru bekleyen çöller misali
Geceler cellat olmuş mahpus gönlüme
Sabahlar hançer gibi saplanır yüreğime
Gözyaşlarım tekrar, tekrar yıkar bedenimi
..ve sen sevgili bir bedel oldun cahil ömrüme
..ve ben bir bedel olarak veriyorum ömrümü
o okyanuslar kadar derin mi derin gözlerine
Bir ay gibi doğ gecelerime, karanlığa inatla
ve ben sabahı bekleyeyim senin yokluğun da
Nemli ve bitkin gecelerimi sana bırakayım
Bir yokluğa fırlatıp atayım hayallerimi
Benimle gelsin bütün gerçekler ve sen
Sakın ağlama hadi sil gözlerini
Cesaretin varsa tut ellerimi bırakma
Bekir K Ahıskalı
Acı Kokar Karanlıklar
Etiketler:
Tut Ellerimi
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sen; başka bir şehirde kırık bir dala tutunmaya çalışıyorsun
Ben; başka bir şehirde sağlam bir dalı kırmaya çalışıyorum
Sensizliğimden sebep düşlerimdeki kanamalarım
Senin haberin olmadan sığındığım gölgenin bir diyeti olmalı diyorum.
Hani... sen bilemesen ve ben bu canı sana versem diyorum.
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sen: sıkıca tutunsan şehrin eteklerine.
Hani... öyle bir tutunsan ki tırnakların yaksa şehrin canını
Bir gün kırılırda tutunduğun dallar bana gelirsen eğer diyorum
...SON ÇARESİZLİĞİMİZ BU İDİ DİYEREK
Ben tutunduğum sağlam dalları koparayım.
Hani... öyle bir koparayım ki tüm şehrin kollarını kırarcasına
Bir gün ayakta kalırsam....
...yıkılmazsa, rüzgar hakkımdan gelemezse
ve günün birinde sana kavuşursam diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Bu har mevsiminde tutuşmuşken dallarımız.
Hani... yeni açmışken yanağında gamzelerin,
...kızarmaya başlamışken dudakların
Saçlarından aşağıya salınmışken tebessümlerin.
Kimin için verdiğimizi bilmediğimiz bu savaşta,
kimin için kazanmamız gerektiğini öğrensek diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sana; hala diyemedim savaşlarım senden sebep diye
Bir gün dersem terkeder mi şehrin sokakları beni diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Seviyorum bilmiyor (sun) şehir
Biliyorum ama seviyorum seni
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Bekir K Ahıskalı
03 Aralık 2005
Şehir Yazıları-21
Sen; başka bir şehirde kırık bir dala tutunmaya çalışıyorsun
Ben; başka bir şehirde sağlam bir dalı kırmaya çalışıyorum
Sensizliğimden sebep düşlerimdeki kanamalarım
Senin haberin olmadan sığındığım gölgenin bir diyeti olmalı diyorum.
Hani... sen bilemesen ve ben bu canı sana versem diyorum.
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sen: sıkıca tutunsan şehrin eteklerine.
Hani... öyle bir tutunsan ki tırnakların yaksa şehrin canını
Bir gün kırılırda tutunduğun dallar bana gelirsen eğer diyorum
...SON ÇARESİZLİĞİMİZ BU İDİ DİYEREK
Ben tutunduğum sağlam dalları koparayım.
Hani... öyle bir koparayım ki tüm şehrin kollarını kırarcasına
Bir gün ayakta kalırsam....
...yıkılmazsa, rüzgar hakkımdan gelemezse
ve günün birinde sana kavuşursam diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Bu har mevsiminde tutuşmuşken dallarımız.
Hani... yeni açmışken yanağında gamzelerin,
...kızarmaya başlamışken dudakların
Saçlarından aşağıya salınmışken tebessümlerin.
Kimin için verdiğimizi bilmediğimiz bu savaşta,
kimin için kazanmamız gerektiğini öğrensek diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sana; hala diyemedim savaşlarım senden sebep diye
Bir gün dersem terkeder mi şehrin sokakları beni diyorum
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Seviyorum bilmiyor (sun) şehir
Biliyorum ama seviyorum seni
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Bekir K Ahıskalı
03 Aralık 2005
Şehir Yazıları-21
Etiketler:
Son çaresizliğimizi buydu diyerek
Sen ki…
Şehir Yazıları - 20
Sen ki…
Yokluğunda taşlara vurduğum bu başımı
Varlığın da koymaya kıyamadığım yastığımdın
Zemheri gecelerimde üzerime alamadığım örtüm
Yinede ısınmaya çalıştığım tek sıcak olan şeydin.
Sen ki…
Karanlık gecelerimin dolunayı olurdun gözlerinle
Varlığında unuturdum hanemdeki baykuş seslerini
Sesin bir baştan diğer başa şehri kaplıyor sanırdım
Kendime nöbet yazardım başucunda beklemek için
İsterdim ki sabaha kadar bölünmesin uykuların
Ben seni seyretmekten bıkmazdım nöbetlerde
Sense gece kaç sineği kovaladığımdan habersiz
Şimdi senin yokluğunda bu şehirde
Kendime yazdığım nöbetlerin tadı kalmadı artık
Ne de hatıran için kovalayacağım sivrisineklerin
Geceler yırtık çarşaf gibi artık… kirli mi kirli…
Baykuşlar bile adil değil hanelere konarken
Gel gör ki garibanın ocağı sönüyor tüterken
Zalimin dumanı tüter oldu ocağı bile yokken
Bekir K Ahıskalı
Şehir Yazıları - 20
30.11.2005
Sen ki…
Yokluğunda taşlara vurduğum bu başımı
Varlığın da koymaya kıyamadığım yastığımdın
Zemheri gecelerimde üzerime alamadığım örtüm
Yinede ısınmaya çalıştığım tek sıcak olan şeydin.
Sen ki…
Karanlık gecelerimin dolunayı olurdun gözlerinle
Varlığında unuturdum hanemdeki baykuş seslerini
Sesin bir baştan diğer başa şehri kaplıyor sanırdım
Kendime nöbet yazardım başucunda beklemek için
İsterdim ki sabaha kadar bölünmesin uykuların
Ben seni seyretmekten bıkmazdım nöbetlerde
Sense gece kaç sineği kovaladığımdan habersiz
Şimdi senin yokluğunda bu şehirde
Kendime yazdığım nöbetlerin tadı kalmadı artık
Ne de hatıran için kovalayacağım sivrisineklerin
Geceler yırtık çarşaf gibi artık… kirli mi kirli…
Baykuşlar bile adil değil hanelere konarken
Gel gör ki garibanın ocağı sönüyor tüterken
Zalimin dumanı tüter oldu ocağı bile yokken
Bekir K Ahıskalı
Şehir Yazıları - 20
30.11.2005
Etiketler:
Sen ki…
Ellerimde bir demet menekşemsin
Ellerimde bir demet menekşemsin
Ellerimde bir demet menekşemsin
Toprağa ekenin, sulayanın başka...
Deren'in, sunanın, koklayanın başka...
Ellerimde,bir demet menekşemsin
Ben ise hayallerimde sabahı bekliyorum
Çok uzaklardan narin biri el sallayacak diye
Başka şehirden bana doğru bakacak diye
Belki gülecek belki görmeyecek
Belkide eli saçlarına gidecek
Ben ise el sallıyor anlayacağım...
Deli değilim sadece sevdalıyım
Sen gözlerini ovalasan orada
Bana dokundun sanıyorum
Sen dokundukça gözlerine
Ben sana sevdalanıyorum
Başka bir şehirden
Bir solukta içime çekiyorum seni
Bekir K Ahıskalı
29.11.2005
(Şehir Yazıları-19)
Ellerimde bir demet menekşemsin
Toprağa ekenin, sulayanın başka...
Deren'in, sunanın, koklayanın başka...
Ellerimde,bir demet menekşemsin
Ben ise hayallerimde sabahı bekliyorum
Çok uzaklardan narin biri el sallayacak diye
Başka şehirden bana doğru bakacak diye
Belki gülecek belki görmeyecek
Belkide eli saçlarına gidecek
Ben ise el sallıyor anlayacağım...
Deli değilim sadece sevdalıyım
Sen gözlerini ovalasan orada
Bana dokundun sanıyorum
Sen dokundukça gözlerine
Ben sana sevdalanıyorum
Başka bir şehirden
Bir solukta içime çekiyorum seni
Bekir K Ahıskalı
29.11.2005
(Şehir Yazıları-19)
Etiketler:
Ellerimde bir demet menekşemsin
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Gündüzleri yakan güneşe inatla
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Sevilesi tebessümlerine takılıp
Sürüklenerek saçlarının seraplarında
Kaçıncı mevsimdir ömrümde bilmeden
Sahil şehri edasında göz kapakların,
Şuh kahkahaların, cilveli hallerin,
Dokunulsa yakacak buselerinle
Hayallerimle kaneviçe hallerine takılıp
Kehkaşanlardan bakışını toplarken
Aşkından geceye düşmüş meczup gibi
Kaç ay ışığına geçti üzerimden
Sen kıvranırken düş’süz uykularında
Gömüp bütün arzularımı bakışlarına
Her gün sana tutulan bendeniz ile
Güneş gibi senede bir tutulan sen
Yakalamak için o ender tutuluşunu
Dudaklarıma yağsın diye öpüşlerin
Kaç doluya karşı koydum bilmeden
Dönüşünü karşılamak için hayata
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Bekir K Ahıskalı
20.11.2005
Şehir Yazıları-18
Gündüzleri yakan güneşe inatla
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Sevilesi tebessümlerine takılıp
Sürüklenerek saçlarının seraplarında
Kaçıncı mevsimdir ömrümde bilmeden
Sahil şehri edasında göz kapakların,
Şuh kahkahaların, cilveli hallerin,
Dokunulsa yakacak buselerinle
Hayallerimle kaneviçe hallerine takılıp
Kehkaşanlardan bakışını toplarken
Aşkından geceye düşmüş meczup gibi
Kaç ay ışığına geçti üzerimden
Sen kıvranırken düş’süz uykularında
Gömüp bütün arzularımı bakışlarına
Her gün sana tutulan bendeniz ile
Güneş gibi senede bir tutulan sen
Yakalamak için o ender tutuluşunu
Dudaklarıma yağsın diye öpüşlerin
Kaç doluya karşı koydum bilmeden
Dönüşünü karşılamak için hayata
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Bekir K Ahıskalı
20.11.2005
Şehir Yazıları-18
Etiketler:
Kaç gecemi yıprattım gülüşlerinde
Çıkarsan kavuğundan bahara açacaksın
Çıkarsan kavuğundan bahara açacaksın
Şehir Yazıları-17
Bir sonraki sınıfa geçince hayat mektebinde
Eski kitap aralarında mı kaldı onca anılar?
Sevgiye ve aşka dair en iyi yapabileceğin şey
Bu kirli şehrin yamalı sokaklarında her gün
Kaçaklığın, kaçmaklığın binlercesi yaşanırken
Yürek hoplatıp kaçmaktan zevk almak,
Aşk denen ışıltıyı görüpce topuklamak mı ?
Bilmez misin gülüm her zaman koşmak değil
Mevziyi terk etmemek ölürcesine, öldürürcesine
Bazen yerinde kalabilmek maharet ister.
Hayatına bir kaç aşk sığdıranlar da hatalıdir
Hayatına hiç bir aşk sığdırmayanlar kadar
Şehir bu gülüm imansız mı imansız hepten
Ne çok yaşayana tahammül eder
Nede yaşamayana merhameti olur
Ya senin çıkmanı bekler ininden dışarıya
Ya da yıkar koca koca dertleri üzerine...
Çıkarsan kavuğundan bahara açacaksın
Çıkmazsan yaşadığını sanarak kaybolacaksın
Bekir K Ahıskalı
11.11.2005
Şehir Yazıları-17
Şehir Yazıları-17
Bir sonraki sınıfa geçince hayat mektebinde
Eski kitap aralarında mı kaldı onca anılar?
Sevgiye ve aşka dair en iyi yapabileceğin şey
Bu kirli şehrin yamalı sokaklarında her gün
Kaçaklığın, kaçmaklığın binlercesi yaşanırken
Yürek hoplatıp kaçmaktan zevk almak,
Aşk denen ışıltıyı görüpce topuklamak mı ?
Bilmez misin gülüm her zaman koşmak değil
Mevziyi terk etmemek ölürcesine, öldürürcesine
Bazen yerinde kalabilmek maharet ister.
Hayatına bir kaç aşk sığdıranlar da hatalıdir
Hayatına hiç bir aşk sığdırmayanlar kadar
Şehir bu gülüm imansız mı imansız hepten
Ne çok yaşayana tahammül eder
Nede yaşamayana merhameti olur
Ya senin çıkmanı bekler ininden dışarıya
Ya da yıkar koca koca dertleri üzerine...
Çıkarsan kavuğundan bahara açacaksın
Çıkmazsan yaşadığını sanarak kaybolacaksın
Bekir K Ahıskalı
11.11.2005
Şehir Yazıları-17
Etiketler:
Çıkarsan kavuğundan bahara açacaksın
Gülüme can ol, canıma gül
Gülüme can ol, canıma gül
Şehir Yazıları-16
Tebessümlerim, bakışlarınla bir göçmen hayatı yaşıyor
Yağmalanıyorum sanki gamzelerinde yangın yeri gibi
Her seferinda hain muamelesine tabi tutuluyor utangaç bakışlarım
Kimsesizlerin yaşadığı bir bina aralığı sıcaklığında iken tüm insanlar
Üzerime örtülen bir battaniye yumuşaklığında soluklarınla
Yarına taşıyorum dünden getirdiklerimle birlikte herşeyimi
Herşeyim dediysem dünyalara değişmeyeceğim
hayallerimdeki sen varsın birde yanına yamadığım ben
Hani annesi olmayan bir çocuğun yaması nasıl olursa öyle işte..
Ben varım bu şehrin yamalı sokakların da yamalı hayallerim,
yamalı düşlerim ve yamalı dünyamla...
Bir yamalı dünya bende yok gülüm.
Senin, içindeki dertlerini sansürleyen o gamzelerinde yamalı..
Yamalı yalan bir dünyaları var insanların. Biblo aşklarıyla kurdukları,
yalanlarına kendilerinin bile inandıkları.
Bilmezmisin bibloların dünyasında bakışlarda, yakışlarda, yakarışlarda
sessizdir.Dünyama gel ölümlülerin dünyasına. Ölmeden yaşamak zorunda
oldukları aşkı yaşama derdinde olanların dünyasına gel
Gülüme can ol, canıma gül
Bekir K Ahıskalı
14.11.2005
Şehir Yazıları-16
Şehir Yazıları-16
Tebessümlerim, bakışlarınla bir göçmen hayatı yaşıyor
Yağmalanıyorum sanki gamzelerinde yangın yeri gibi
Her seferinda hain muamelesine tabi tutuluyor utangaç bakışlarım
Kimsesizlerin yaşadığı bir bina aralığı sıcaklığında iken tüm insanlar
Üzerime örtülen bir battaniye yumuşaklığında soluklarınla
Yarına taşıyorum dünden getirdiklerimle birlikte herşeyimi
Herşeyim dediysem dünyalara değişmeyeceğim
hayallerimdeki sen varsın birde yanına yamadığım ben
Hani annesi olmayan bir çocuğun yaması nasıl olursa öyle işte..
Ben varım bu şehrin yamalı sokakların da yamalı hayallerim,
yamalı düşlerim ve yamalı dünyamla...
Bir yamalı dünya bende yok gülüm.
Senin, içindeki dertlerini sansürleyen o gamzelerinde yamalı..
Yamalı yalan bir dünyaları var insanların. Biblo aşklarıyla kurdukları,
yalanlarına kendilerinin bile inandıkları.
Bilmezmisin bibloların dünyasında bakışlarda, yakışlarda, yakarışlarda
sessizdir.Dünyama gel ölümlülerin dünyasına. Ölmeden yaşamak zorunda
oldukları aşkı yaşama derdinde olanların dünyasına gel
Gülüme can ol, canıma gül
Bekir K Ahıskalı
14.11.2005
Şehir Yazıları-16
Etiketler:
canıma gül,
Gülüme can ol
Emanet sözcüklerle söyleme beni sevdiğini.
Emanet sözcüklerle söyleme beni sevdiğini.
Şehir Yazıları-15
Emanet sözcüklerle söyleme beni sevdiğini.
Bırak o zaman bilmeyeyim sevildiğimi.
Aç iken sevgine, bir de emanet sözcüklerle kandırma beni...
Senden olan dikeni,
senden olmayan gül bahçesine tercih ederken...
Korkuyorsan eğer aydınlıktan
perdelerini ışığa kapat, gözlerini sevgiye kapattığın gibi.
Bilmez misin rüzgarla sevişmeyen gülün kokusundan
kimse haberdar olamaz.
Bırak, kokuna sancılansın burunlar, güzelliğinle yunsun tüm çirkinlikler.
Bırak, tüm şehrin dudağında
''benden bir güzel geçti, bağrımı deldi geçti''
diye bir nalan olsun.
Utansın sana söylenemeyen sözcükler çıkamasın dudak aralarından.
Çekilsin eşkiya ruhlu, korsan sevdalar tüm sokaklardan..
Yine o türküyü söylensinler kemani bir sesle, seni anlamayanlar ''Kendim ettim kendim buldum'' diye..
Bırak onlar söylesinler ama sen bana asla,
Emanet sözcüklerle beni sevdiğini söyleme.
Bırak o zaman bilmeyeyim sevildiğimi.
Bekir K Ahıskalı
11.11.2005
Şehir Yazıları-15
Şehir Yazıları-15
Emanet sözcüklerle söyleme beni sevdiğini.
Bırak o zaman bilmeyeyim sevildiğimi.
Aç iken sevgine, bir de emanet sözcüklerle kandırma beni...
Senden olan dikeni,
senden olmayan gül bahçesine tercih ederken...
Korkuyorsan eğer aydınlıktan
perdelerini ışığa kapat, gözlerini sevgiye kapattığın gibi.
Bilmez misin rüzgarla sevişmeyen gülün kokusundan
kimse haberdar olamaz.
Bırak, kokuna sancılansın burunlar, güzelliğinle yunsun tüm çirkinlikler.
Bırak, tüm şehrin dudağında
''benden bir güzel geçti, bağrımı deldi geçti''
diye bir nalan olsun.
Utansın sana söylenemeyen sözcükler çıkamasın dudak aralarından.
Çekilsin eşkiya ruhlu, korsan sevdalar tüm sokaklardan..
Yine o türküyü söylensinler kemani bir sesle, seni anlamayanlar ''Kendim ettim kendim buldum'' diye..
Bırak onlar söylesinler ama sen bana asla,
Emanet sözcüklerle beni sevdiğini söyleme.
Bırak o zaman bilmeyeyim sevildiğimi.
Bekir K Ahıskalı
11.11.2005
Şehir Yazıları-15
Etiketler:
Emanet sözcüklerle söyleme beni sevdiğini.
Aşk-ı memnu mefta'sıyım sanki.
Aşk-ı memnu mefta'sıyım sanki.
Şehir Yazıları-14
Elimde parasızlıktan geçtiğim yerlerin saksılarından çaldığım güllerim,
Kimsenin geçmediği bir sokak ortasında, dudağımda en taze buselerle
bekliyorum.
Şehrin varoşlarının aşk çığlıkları yırtıyor tül inceliğindeki
hayallerimi. Güvercinlerin bile korkarak kanat çırptığı bu iklimde,
gelebileceğinin hayaline emanet canım. Daha dünki aşk cinayetinin kanın
yıkanmamışken yağmur sularıyla, yıkılan hayaller harabesinde yerim
ayrılmıştır belki de.
Mezarını kimlerin kazacağını, kimlerin üzerini örteceğini bilemediğim bir
aşk-ı memnu mefta'sıyım san ki.
Seni uzak memleketlere savuran kasırgalar beni bu topraklar çivilemişler
san ki. En ağır kayalardan daha ağır basıyorum toprağa. Yanı başımda
kanat çırparken azrail ben hala elimde ki gülleri sunabilme derdindeyim.
Hoyrat gözler süzülüyor üzerime en dik yamaçlardan.
Bu şehir kanıma susamış, bilmiyor ki kesse sen akacaksın damarlarımdan.
Zakkum yetiştirme derdinde bu şehir, elif çekirdeği zakkum için meyveye durmaz.
Şehir geceye durmadan, elimde güllerim solmadan, ben azraile teslim olmadan gelsen diyorum
Bekir K Ahıskalı
10.11.2005
Şehir Yazıları-14
Şehir Yazıları-14
Elimde parasızlıktan geçtiğim yerlerin saksılarından çaldığım güllerim,
Kimsenin geçmediği bir sokak ortasında, dudağımda en taze buselerle
bekliyorum.
Şehrin varoşlarının aşk çığlıkları yırtıyor tül inceliğindeki
hayallerimi. Güvercinlerin bile korkarak kanat çırptığı bu iklimde,
gelebileceğinin hayaline emanet canım. Daha dünki aşk cinayetinin kanın
yıkanmamışken yağmur sularıyla, yıkılan hayaller harabesinde yerim
ayrılmıştır belki de.
Mezarını kimlerin kazacağını, kimlerin üzerini örteceğini bilemediğim bir
aşk-ı memnu mefta'sıyım san ki.
Seni uzak memleketlere savuran kasırgalar beni bu topraklar çivilemişler
san ki. En ağır kayalardan daha ağır basıyorum toprağa. Yanı başımda
kanat çırparken azrail ben hala elimde ki gülleri sunabilme derdindeyim.
Hoyrat gözler süzülüyor üzerime en dik yamaçlardan.
Bu şehir kanıma susamış, bilmiyor ki kesse sen akacaksın damarlarımdan.
Zakkum yetiştirme derdinde bu şehir, elif çekirdeği zakkum için meyveye durmaz.
Şehir geceye durmadan, elimde güllerim solmadan, ben azraile teslim olmadan gelsen diyorum
Bekir K Ahıskalı
10.11.2005
Şehir Yazıları-14
Etiketler:
Aşk-ı memnu mefta'sıyım sanki.
Gel kendini çıkar yüreğimden
Gel kendini çıkar yüreğimden
Şehir Yazıları-13
Gel kendini çıkar yüreğimden, at beni bu şehrin sokaklarına.
Bir kimsesizde ben olayım, kaldırım taşları arasında yapayalnız.
Sürüklesin benide yağmurlar en kuytulara
Toprağa her basıldığında, yüzümde ayak izleri kalsın
benden daha umursamazların ayaklarından.
Çiğneyip geçsinler beni,
şehrin sokaklarında kaçamak sevişenler.
Yüreğinin yamaçlarından yuvarlanıp parçalanmaktan daha kötü değildir.
Fark edilmemekten daha iyidir, farkedilip çiğneniyor olmak belki
Sök at beni kalbinin koylarından, şehrin kaldırımlarına.
İstenmediğim yüreğinde mevsimsiz yaşamaktansa
benim de ömrümde bir baharım olsun istiyorum.
Arada başıma yağmurlar yağsın, güneşler okşasın beni.
Hiç var olamamaktansa, bir günlük ömüre razıdır kelebekler.
Hadi yırtarak at ki çöpçüler süpürmek için çöp beklemekte...
Bekir K Ahıskalı
08.11.2005
Şehir Yazıları-13
Şehir Yazıları-13
Gel kendini çıkar yüreğimden, at beni bu şehrin sokaklarına.
Bir kimsesizde ben olayım, kaldırım taşları arasında yapayalnız.
Sürüklesin benide yağmurlar en kuytulara
Toprağa her basıldığında, yüzümde ayak izleri kalsın
benden daha umursamazların ayaklarından.
Çiğneyip geçsinler beni,
şehrin sokaklarında kaçamak sevişenler.
Yüreğinin yamaçlarından yuvarlanıp parçalanmaktan daha kötü değildir.
Fark edilmemekten daha iyidir, farkedilip çiğneniyor olmak belki
Sök at beni kalbinin koylarından, şehrin kaldırımlarına.
İstenmediğim yüreğinde mevsimsiz yaşamaktansa
benim de ömrümde bir baharım olsun istiyorum.
Arada başıma yağmurlar yağsın, güneşler okşasın beni.
Hiç var olamamaktansa, bir günlük ömüre razıdır kelebekler.
Hadi yırtarak at ki çöpçüler süpürmek için çöp beklemekte...
Bekir K Ahıskalı
08.11.2005
Şehir Yazıları-13
Etiketler:
Gel kendini çıkar yüreğimden
Ben bu şehri seninle sevdim
Ben bu şehri seninle sevdim
Şehir Yazıları-12
Ben bu şehri seninle sevdim.
Karanlıktan korkan adamın gece düşleri gibi..
Kararınca odasındaki mum varlığından korktuğu o geceye
araladığı perdeler gibi bir umut diye.
Bir denizin debinden çıkarmak için hayallerimi.
Ayın şavkı gibi bir parıltı diye düşmüşüm düşlerimin peşine.
Aşkımı takmışım oltamın ucuna yem diye.
Ben bu denizi seninle sevdim ıslak diye saçların,
tuzlu diye teninde ılıcalaşan terin.
Mandalina kabuğu kokunla, tazeliğinle narinciye tadınla sevdim
portakal yaprağı yeşili gözlerini.
Ben bu şehri seninle sevdim,
Yıllarca konuşmadığım sokakları vardı,
güvenip de açılamadığım caddeleri,
koca, koca binaları vardı bu şehrin
sevemeyen sevilemeyen insanın kalbi misali bomboş olan,
hayata dair saklı bir sırrım yoktu duvarlarında…
Bir kaçağım, bir kaçamadığım olmamışken mevsimlerinle,
şimdilerle hayallerimde el ele yürüyorum caddelerinde,
öpücüklerin yolumu kesiyor sokak aralarında,
uçuşan saçların yol vermezken yarınlarıma…
Ben bu şehri seninle sevdim.
Karanlıktan korkan adamın gece düşleri gibi..
Bekir K Ahıskalı
07.11.2005
Şehir Yazıları-12
Şehir Yazıları-12
Ben bu şehri seninle sevdim.
Karanlıktan korkan adamın gece düşleri gibi..
Kararınca odasındaki mum varlığından korktuğu o geceye
araladığı perdeler gibi bir umut diye.
Bir denizin debinden çıkarmak için hayallerimi.
Ayın şavkı gibi bir parıltı diye düşmüşüm düşlerimin peşine.
Aşkımı takmışım oltamın ucuna yem diye.
Ben bu denizi seninle sevdim ıslak diye saçların,
tuzlu diye teninde ılıcalaşan terin.
Mandalina kabuğu kokunla, tazeliğinle narinciye tadınla sevdim
portakal yaprağı yeşili gözlerini.
Ben bu şehri seninle sevdim,
Yıllarca konuşmadığım sokakları vardı,
güvenip de açılamadığım caddeleri,
koca, koca binaları vardı bu şehrin
sevemeyen sevilemeyen insanın kalbi misali bomboş olan,
hayata dair saklı bir sırrım yoktu duvarlarında…
Bir kaçağım, bir kaçamadığım olmamışken mevsimlerinle,
şimdilerle hayallerimde el ele yürüyorum caddelerinde,
öpücüklerin yolumu kesiyor sokak aralarında,
uçuşan saçların yol vermezken yarınlarıma…
Ben bu şehri seninle sevdim.
Karanlıktan korkan adamın gece düşleri gibi..
Bekir K Ahıskalı
07.11.2005
Şehir Yazıları-12
Etiketler:
Ben bu şehri seninle sevdim
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Şehir Yazıları 11
(ŞEHİR YAZILARI)
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Seni yazmak istedim bu gece. Memleketimin her bir evinde ışıklar başka şeyler için yanarken, neden benim kandilim seni anlatma adına yanmasın ki dedim.
Dokundum önce ıslak ellerimle kibrite sonra defalarca çaktım kükürtlü bir yüzeye... Bir olmadı beş olmadı bıkmadım bir an elektriğe inatla ben seni mum ışığında anlatmak istedim. Öyleye sevdan karanlık gönlümü nasıl aydınlattıysa o uçsuz bucaksızlığına rağmen adını yazmak nasıl aydınlatamazdı on altı metre kare odamı. Ortalığı kükürt kokusu kaplamasına rağmen san ki sen kokuyordu gece, kibrit, kalem, kağıt...
Daha başlamadan nasıl da seni anlatmaya başlamışlardı bunlar... Ya ben her şeye senin adını veriyordum, yada her şey sen kokuyordun benim dünyamda...
Hayır, hayır yalnız odam değil... Evim sokağım şehrim sen kokmaya başlamıştı. Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu. Tek tek söküp aldım her şeyi aktardım kağıda... Hiçte zor olmadı aya baktım güzelliğini, yıldızlara baktım gözlerini,, rüzgara baktım saçlarını, güneşin batışına baktım teslim oluşunu, şafağın söküşüne baktım kararlılığını yazdım ben.
Ben seni yazdım şehir seni anlattı bana... Saçına taktığın tokalar parkları, sinelerin dağları, göz yaşların nehirleri anlattı bana...
Ben seni yazarken şehri yazdım, şehri yazarken de seni anlattım... Baktım ki ben bir günümü yazmışım bu şehir de...Ne kadar da benzermiş bu şehir sana...
Nasıl ki sen her dolduğunda sel olur akar damlalar yanaklarından. Bu şehirde her ağladığında sel olur akar sokaklarından...Sabah iyi başlardın güne, sonra akşamı zor ederdin... Derken sabahlara kadar yaşardın heyecanın ve romantizmin doruklarında.
Sabah güneş doğar bu şehirde pırıl, pırıl. Öğlene doğru kapanır hava, çakar şimşekler sel olur sokaklar, akşamı zor eder bu şehir ve sonra sabah kadar bir hilal okşar başlarımızı ve yıldızlar dans ederler gökyüzünde ve insan bakar ki kayan yıldızlar yerinde duranlardan daha fazla.
Bu şehirde aynen senin gibi... belki hayır demiyordu ama yâr’da olmuyordu...
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Bekir K Ahıskalı.
Şehir Yazıları11
03-11-2002
(ŞEHİR YAZILARI)
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Seni yazmak istedim bu gece. Memleketimin her bir evinde ışıklar başka şeyler için yanarken, neden benim kandilim seni anlatma adına yanmasın ki dedim.
Dokundum önce ıslak ellerimle kibrite sonra defalarca çaktım kükürtlü bir yüzeye... Bir olmadı beş olmadı bıkmadım bir an elektriğe inatla ben seni mum ışığında anlatmak istedim. Öyleye sevdan karanlık gönlümü nasıl aydınlattıysa o uçsuz bucaksızlığına rağmen adını yazmak nasıl aydınlatamazdı on altı metre kare odamı. Ortalığı kükürt kokusu kaplamasına rağmen san ki sen kokuyordu gece, kibrit, kalem, kağıt...
Daha başlamadan nasıl da seni anlatmaya başlamışlardı bunlar... Ya ben her şeye senin adını veriyordum, yada her şey sen kokuyordun benim dünyamda...
Hayır, hayır yalnız odam değil... Evim sokağım şehrim sen kokmaya başlamıştı. Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu. Tek tek söküp aldım her şeyi aktardım kağıda... Hiçte zor olmadı aya baktım güzelliğini, yıldızlara baktım gözlerini,, rüzgara baktım saçlarını, güneşin batışına baktım teslim oluşunu, şafağın söküşüne baktım kararlılığını yazdım ben.
Ben seni yazdım şehir seni anlattı bana... Saçına taktığın tokalar parkları, sinelerin dağları, göz yaşların nehirleri anlattı bana...
Ben seni yazarken şehri yazdım, şehri yazarken de seni anlattım... Baktım ki ben bir günümü yazmışım bu şehir de...Ne kadar da benzermiş bu şehir sana...
Nasıl ki sen her dolduğunda sel olur akar damlalar yanaklarından. Bu şehirde her ağladığında sel olur akar sokaklarından...Sabah iyi başlardın güne, sonra akşamı zor ederdin... Derken sabahlara kadar yaşardın heyecanın ve romantizmin doruklarında.
Sabah güneş doğar bu şehirde pırıl, pırıl. Öğlene doğru kapanır hava, çakar şimşekler sel olur sokaklar, akşamı zor eder bu şehir ve sonra sabah kadar bir hilal okşar başlarımızı ve yıldızlar dans ederler gökyüzünde ve insan bakar ki kayan yıldızlar yerinde duranlardan daha fazla.
Bu şehirde aynen senin gibi... belki hayır demiyordu ama yâr’da olmuyordu...
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Bekir K Ahıskalı.
Şehir Yazıları11
03-11-2002
Etiketler:
Ben seni yazıyordum şehir seni anlatıyordu
Sevdalar Çıplak Olurlar
Sensizim ama, ylnız değilim...
Gece boyunca el değmemiş sevdanı,
Gecelik bile giydirmeden koynumda yatırıyorum...
İliğe ihtiyaç duymadan, bedene bürünmeden
Uzak diyar ışıltıları, yakın yangınlarıyla
Her sevda bir yürekte yarı açık hapis yaşarlar
Günahsız halleriyle sevdalar çıplak olurlar
Gecelik bile giymeden bir yürekte kıvrılırlar
Bekir Kale Ahıskalı
10 Haziran-2006
Ayağa Kak Ey Aşk/Kapına Geldim
Gece boyunca el değmemiş sevdanı,
Gecelik bile giydirmeden koynumda yatırıyorum...
İliğe ihtiyaç duymadan, bedene bürünmeden
Uzak diyar ışıltıları, yakın yangınlarıyla
Her sevda bir yürekte yarı açık hapis yaşarlar
Günahsız halleriyle sevdalar çıplak olurlar
Gecelik bile giymeden bir yürekte kıvrılırlar
Bekir Kale Ahıskalı
10 Haziran-2006
Ayağa Kak Ey Aşk/Kapına Geldim
Etiketler:
Sevdalar Çıplak Olurlar
Bir Yüreğe Süzülebilmek
Bir Yüreğe Süzülebilmek
Bir yürekten içeriye süzülebilmeye
Ne bilek mani olabilir, ne de tetik
Ancak başka yürek engelleyebilir
Mutluluk, sunabildiklerimizde değil
Hissettirdiklerimizde saklanır durur
Başka yerde arayanlar... zor bulur
Sanmayın, gidince sevgi unutulur
Uzaklara akanda benim sevgim
Uzaklardan bakanda yüreğimdir
Ne varsa şimdi senindir Ey sevgili!
İstersen dikil dur mülkünün başında
İster bırak git gözümde yaşlarımla
Bekir K Ahıskalı
Haziran-2006
Ayağa Kalk Ey Aşk/Kapına Geldim
Bir yürekten içeriye süzülebilmeye
Ne bilek mani olabilir, ne de tetik
Ancak başka yürek engelleyebilir
Mutluluk, sunabildiklerimizde değil
Hissettirdiklerimizde saklanır durur
Başka yerde arayanlar... zor bulur
Sanmayın, gidince sevgi unutulur
Uzaklara akanda benim sevgim
Uzaklardan bakanda yüreğimdir
Ne varsa şimdi senindir Ey sevgili!
İstersen dikil dur mülkünün başında
İster bırak git gözümde yaşlarımla
Bekir K Ahıskalı
Haziran-2006
Ayağa Kalk Ey Aşk/Kapına Geldim
Etiketler:
Bir Yüreğe Süzülebilmek
Ayrılıklar AslaYetmeyecek
Ayrılıklar AslaYetmeyecek
Kavuşmalarımızda bize yetmemişti
Ayrılıklarımızda asla yetmeyecek
La l kesilecek konuşan dillerimiz
...kavuşmalarımızda
...ayrılıklarımızda
...lal kesilecek
...yetmemişti
...yetmeyecek
...dillerimiz
Bekir K Ahıskalı
Haziran-2006
Ayağa Kalk Ey Aşk/Kapına Geldim
Kavuşmalarımızda bize yetmemişti
Ayrılıklarımızda asla yetmeyecek
La l kesilecek konuşan dillerimiz
...kavuşmalarımızda
...ayrılıklarımızda
...lal kesilecek
...yetmemişti
...yetmeyecek
...dillerimiz
Bekir K Ahıskalı
Haziran-2006
Ayağa Kalk Ey Aşk/Kapına Geldim
Etiketler:
Ayrılıklar AslaYetmeyecek
Her bekleyiş bir düğüm
Her bekleyiş bir düğüm
Her düğümde düğün havası
Anılar ki en güzel olanlar
Buğulu göz kapaklarına yazılı
Yüreğimde esen sevdadan sebep
Dallarım kırıldı, gövdem sallanmakta
Köklerim sızlıyor çöl kurusunda
Bekir K Ahıskalı
22 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Her düğümde düğün havası
Anılar ki en güzel olanlar
Buğulu göz kapaklarına yazılı
Yüreğimde esen sevdadan sebep
Dallarım kırıldı, gövdem sallanmakta
Köklerim sızlıyor çöl kurusunda
Bekir K Ahıskalı
22 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Etiketler:
Her bekleyiş bir düğüm
Bir şubat gecesinde gelsen bana
Bir şubat gecesinde gelsen bana
Alev alev dudakların
Sen yüreğime dolansan ben, sana
Al al yanakların
Gözlerin yaksa beni
Gelişin baharım, gidişin hazan olsa
Dillerimiz ebediyen sussa
Konuşmadan anlaşsak
Bir şubat gecesinde gelsen bana
İncitilmiş yüreğinle, kırılmış kanadınla
Dudağında yine o eski şarkı olsa
Hislerimiz gibi, anılarımız gibi
Her ne varsa yaşama dair
Doldurarak hayat bohçana
Bir şubat gecesinde gelsen bana
Bekir K Ahıskalı
21 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Alev alev dudakların
Sen yüreğime dolansan ben, sana
Al al yanakların
Gözlerin yaksa beni
Gelişin baharım, gidişin hazan olsa
Dillerimiz ebediyen sussa
Konuşmadan anlaşsak
Bir şubat gecesinde gelsen bana
İncitilmiş yüreğinle, kırılmış kanadınla
Dudağında yine o eski şarkı olsa
Hislerimiz gibi, anılarımız gibi
Her ne varsa yaşama dair
Doldurarak hayat bohçana
Bir şubat gecesinde gelsen bana
Bekir K Ahıskalı
21 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Etiketler:
Bir şubat gecesinde gelsen bana
Gül Dalıma Hasret Sürdün
Ateş düştüğü yeri yakarmış
Alev alev yangınlarda yüreğim
Dalımı rüzgar sallar sabaha doğru
Yüreğimde bir nedamet var
Geç kalmışlığımın baharında
Yaprağımda hasret yanığı var güneşten
Dudağımda kırık bir tebessüm kristali
Bir kabahatın tek suçlusuyum
Sicili kabarık tek taraflı sevdalar gibi
Yolun geçmez bu sineden bilirim
Bilerek severim sensizliğimi
Senin sevdaların kağıda yazılmaz cinsten
Bu sebeple yüreğimdeki mürekkep izleri
Kaldırarak kalbimin tozlu raflarından
Gül dalıma hasret sürdün ansızın
Bilmem ki ne kadar sürecek daha
Yanlış insanların elindeki sevdaların ömrü
Daha kaç dal kırılıcak, kaç gül koparılacak
Yalancı sevdalara kurban edilircesine
Sevdayı kınalı ellerinle bırak yüreğime
Geç kalmışlığımın baharında
Bekir K Ahıskalı
10 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Alev alev yangınlarda yüreğim
Dalımı rüzgar sallar sabaha doğru
Yüreğimde bir nedamet var
Geç kalmışlığımın baharında
Yaprağımda hasret yanığı var güneşten
Dudağımda kırık bir tebessüm kristali
Bir kabahatın tek suçlusuyum
Sicili kabarık tek taraflı sevdalar gibi
Yolun geçmez bu sineden bilirim
Bilerek severim sensizliğimi
Senin sevdaların kağıda yazılmaz cinsten
Bu sebeple yüreğimdeki mürekkep izleri
Kaldırarak kalbimin tozlu raflarından
Gül dalıma hasret sürdün ansızın
Bilmem ki ne kadar sürecek daha
Yanlış insanların elindeki sevdaların ömrü
Daha kaç dal kırılıcak, kaç gül koparılacak
Yalancı sevdalara kurban edilircesine
Sevdayı kınalı ellerinle bırak yüreğime
Geç kalmışlığımın baharında
Bekir K Ahıskalı
10 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Etiketler:
Gül Dalıma Hasret Sürdün
Çıkmasın ki güneş utanır senden
Çıkmasın ki güneş utanır senden
Sevda sızar bakışından, halinden
Bir deli doğurdun akl-ı selimden
Mecnun'un gözünde bir Leyla'sın sen
Bir damla gözyaşı deyipte geçme
Hazanıma bakıpta hataya düşme
Yıkarsam bendimi ne olur şaşma
Çöllerin gözünde bir deryasın sen
Bir kuyu ki içine sarkıtıldığım
Boş kovalar salnıp avutulduğum
Kenan illerinde unutulduğum
Yakubun gözünde bir YUsuf'sun sen
Bir nefes diyerek hayat verensin
Bırak bu ömrüm sende tükensin
Sen gel ki bana baharım gelsin
Bekir'in gözünde bir ömürsün sen
Bekir K Ahıskalı
21 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Sevda sızar bakışından, halinden
Bir deli doğurdun akl-ı selimden
Mecnun'un gözünde bir Leyla'sın sen
Bir damla gözyaşı deyipte geçme
Hazanıma bakıpta hataya düşme
Yıkarsam bendimi ne olur şaşma
Çöllerin gözünde bir deryasın sen
Bir kuyu ki içine sarkıtıldığım
Boş kovalar salnıp avutulduğum
Kenan illerinde unutulduğum
Yakubun gözünde bir YUsuf'sun sen
Bir nefes diyerek hayat verensin
Bırak bu ömrüm sende tükensin
Sen gel ki bana baharım gelsin
Bekir'in gözünde bir ömürsün sen
Bekir K Ahıskalı
21 Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Etiketler:
Çıkmasın ki güneş utanır senden
Yalın kılıç geçer
Yalın kılıç geçer
sevda kanıma
Vay halime... vaylar halime..
Yâr perçemin açtı
Düşer bağrıma
Vah zalime... vahlar zalime
Bekir K Ahıskalı
Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
sevda kanıma
Vay halime... vaylar halime..
Yâr perçemin açtı
Düşer bağrıma
Vah zalime... vahlar zalime
Bekir K Ahıskalı
Şubat 2006
Kelebek-Kedhil
Etiketler:
Yalın kılıç geçer
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim
(Bu şiiri kaleme aldığımda 10 yaşındaydım.DOĞMUŞ OLDUĞUM TOPRAKLARIN ŞİVESİ)
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim
Beni bir güninen kanduramazsın
Yüreğinde başında yer istiyerim
İstesen sevdami söndüremezsin
Yüreğinde başında yer istiyerim
Elindeki çiçegi ben etmen lazım
İçinde gerçegi ben etmen lazım
Güni karannugi ey etmen lazım*
Baharında kışında yer istiyerim
Alnına düşen kekül ben olacağım
Yanagunda gamze, gül olacağım
Yüzündeki gelunluk tül olacağım
Dudagında kaşında yer istiyerim
Beni tapanla, beni koş, beni ek*
Beni yont, beni parçala beni dik*
İstersen dal et istemiyersen kök
Toprağında taşında yer istiyerim
Yatanda bir olak kalkanda hep bir
Vatanda bir olak sürgünde hep bir
Ölüm kabulüm ben sene hep esir
Sebebinde suçunda yer istiyerim
Elininen başimi, sen okşayanda
Yürek mi dayanur ten okşayanda
Ya rabbi ömür verme o olmiyanda*
Yatagında kucunda yer istiyerim*
Başımda senin kimi taç istiyerim*
(Bu şiiri bıldır yazdım şimdi sevdüğüm yok ama
olanda bele olsun istiyerim bir gün olursa buni
ona ben verürüm. İçimde ele bir kız var ama* 1983)
Bekir K Ahıskalı
1982
Arsız Sevdam-4
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim; Yüreğine koyup başına taç yapmalısın
Güni karannugi : Gündüz ve geceyi
Beni tapanla, beni koş, beni ek: Tarlayı düzlemek, sürmek ekmek
Ya rabbi ömür verme o olmiyanda: O olmazsa yaşamayı verme
Beni yont, beni parçala beni dik: Taşı yontmak, parçalamak işlemek
Yatagında kucunda : Yatağında kucağında
senin kimi taç istiyerim: Başımda senin gibi taç olsun istiyorum
İçimde ele bir kız var ama: İçerimde yüreğimde öyle bir güzel var
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim
Beni bir güninen kanduramazsın
Yüreğinde başında yer istiyerim
İstesen sevdami söndüremezsin
Yüreğinde başında yer istiyerim
Elindeki çiçegi ben etmen lazım
İçinde gerçegi ben etmen lazım
Güni karannugi ey etmen lazım*
Baharında kışında yer istiyerim
Alnına düşen kekül ben olacağım
Yanagunda gamze, gül olacağım
Yüzündeki gelunluk tül olacağım
Dudagında kaşında yer istiyerim
Beni tapanla, beni koş, beni ek*
Beni yont, beni parçala beni dik*
İstersen dal et istemiyersen kök
Toprağında taşında yer istiyerim
Yatanda bir olak kalkanda hep bir
Vatanda bir olak sürgünde hep bir
Ölüm kabulüm ben sene hep esir
Sebebinde suçunda yer istiyerim
Elininen başimi, sen okşayanda
Yürek mi dayanur ten okşayanda
Ya rabbi ömür verme o olmiyanda*
Yatagında kucunda yer istiyerim*
Başımda senin kimi taç istiyerim*
(Bu şiiri bıldır yazdım şimdi sevdüğüm yok ama
olanda bele olsun istiyerim bir gün olursa buni
ona ben verürüm. İçimde ele bir kız var ama* 1983)
Bekir K Ahıskalı
1982
Arsız Sevdam-4
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim; Yüreğine koyup başına taç yapmalısın
Güni karannugi : Gündüz ve geceyi
Beni tapanla, beni koş, beni ek: Tarlayı düzlemek, sürmek ekmek
Ya rabbi ömür verme o olmiyanda: O olmazsa yaşamayı verme
Beni yont, beni parçala beni dik: Taşı yontmak, parçalamak işlemek
Yatagında kucunda : Yatağında kucağında
senin kimi taç istiyerim: Başımda senin gibi taç olsun istiyorum
İçimde ele bir kız var ama: İçerimde yüreğimde öyle bir güzel var
Etiketler:
Yüreğinde Başında Yer İstiyerim
Dünya Şiir Günü
Dünya Şiir Günü Böyle bir günü hak ediyor muyuz ?
Yazar Bekir K. Ahıskalı
21 03 2009
“Dünya Şiir Günü” Böyle bir günü hak ediyor muyuz ?
Şiir söylenmeyeni söyleme, söyleneni başka bir biçimde söyleme biçimidir. Şiir her sanat gibi icra edeni itibariyle sınırlı, tüketeni itibariyle sınırları olmayan bir türdür. Şiirin tüketicisi sanatçının uçlarda gezindiğini görür ve o uçlardan daha ilerisi var mıdır diye düşünürken bu daha ileri noktayı yine o sanatı icra edenin keşfetmesini bekler. Bizler bu gezinme, keşif ve arayışın adına şiir deriz.
Şiir görmek ve söylemenin dışında aynı zamanda duymaktır. Şair seyirciye oynamadan vazgeçmediği sürece kalabalıkların değil belli bir kesimin sözcüsü ve haykıranı olarak kalır.
Şiir aykırılıklardan meydana gelmez şiiri okunur ve şairi tercih edilir yapan şey farklı olmasıdır. Orijinallik çizgisinde seyahat etmeyen, ifade biçimi ve zenginliği itibariyle diğerlerinden farklı olmayan dizeler ancak yazıldıkları döneme kısmen hitap ederek unutulur giderler. Şairi geleceğe taşıyan çizginin tanımı aykırı olması değil, farklı olmasıdır.
Şair şiirinde kendi dünyasının sınırlarını zorlamadan evrensellik çizgisine ulaşamaz. Bu sebeple şair kendi dünyasını en mikro birimlerine kadar tanımlayabilmek, irdelemek ve gerektiğinde toplumsal değişimi sağlayabilmelidir.
Şiir yöreselliğiyle yazılır, evrenselliğiyle okunur. İçerisinde sosyal gerçekleri barındırmayan şiirler şairinin kötü avazından başka bir şey değillerdir. Sosyal gerçeklik şiirlere en uzun ömrü veren dinamiktir.
“Dünya Şiir Günü” hatırlamak için az bir zaman dilimidir. Ömrü şiirin girdaplarında geçen biz şairlerin damarlarında akan şeyin adı şiir olsa da şiirden haz eden ve tüketen için iyi bir anlam yüklenebilir. Bana göre böyle günlerin tanıtımı ve hatırlanması için şairler sokaklara çıkmalı ve yürümeli açık alanlarda şiirler okumalı ve haklarıyla alakalı eylem yapmalıdırlar. Belki de şair bu gününde sorgulanmasını sorgulamalıdır. Şiir yazdığı için, iktidarın ekmeğine yağ sürmediği için, düşüncelerini şiirlerle dile getirdiği için cezalandırılan şairlerimiz var. Bir kere içimizde bizim gibi düşünmeyen şairi ilk önce cezalandıran şairlerimiz var. Şair önce bunu aşmalıdır.
Şairlik sıradan veya aykırı olmak değil farklı olmaktır derken farklı olanı benimseyemeyen yine bizleriz. Kendimize itiraf edemediğimiz bir ilahlaşma boyutumuz var ki eskiler buna Firavunlaşmak diyorlar bizi ilgilendirmeyeni araştırırken şiiri unutuyor veya bu dedikoducu magazinsel eylemimizin adına şiir serüveni diyoruz. İçimizde öyle şairler var ki kalemi sözcüklere dokunduğunda alfabemiz gülistana dönüşüyor. Yine içimizde öyle şaircikler var ki alfabemizi öyle bir kalemin ziyaretinden rahatsız oluyorum.
Şiir kimin yazdığına bakmadan okunmuyor ve yorumlanmıyorsa bu şiirin yetersizliğinden değil şiiri tüketenin (her kim olursa olsun) o şiiri okumayı hak etmediğinden dolayıdır.
Bir düşünce daha söylenmeden alkış ve onaylanıyorsa ve yine bir düşünce daha söylenmeden beğenilmiyor ve reddediliyorsa o toplumda düşünce özgürlüğünden ve tarafsızlıktan bahsedilemez.
Özellikle şairler herhangi bir şiiri yazarına bakmadan okumuyorlarsa ve sürekli aynı biçim ve duyguları alkışlıyorlarsa o ortam sıradanlaşmış demektir. Bu sebeple biz şairlerin bu günü bir milat kabul ederek kabuğumuzdan çıkmamız gerektiği fikrini taşıyor ve önce biz şairlerin böyle bir günü hak etmemiz gerektiğini savunuyorum.
Bekir K Ahıskalı
21 Mart 2009
Dünya Şiir Günü Bildirgesi
Yazar Bekir K. Ahıskalı
21 03 2009
“Dünya Şiir Günü” Böyle bir günü hak ediyor muyuz ?
Şiir söylenmeyeni söyleme, söyleneni başka bir biçimde söyleme biçimidir. Şiir her sanat gibi icra edeni itibariyle sınırlı, tüketeni itibariyle sınırları olmayan bir türdür. Şiirin tüketicisi sanatçının uçlarda gezindiğini görür ve o uçlardan daha ilerisi var mıdır diye düşünürken bu daha ileri noktayı yine o sanatı icra edenin keşfetmesini bekler. Bizler bu gezinme, keşif ve arayışın adına şiir deriz.
Şiir görmek ve söylemenin dışında aynı zamanda duymaktır. Şair seyirciye oynamadan vazgeçmediği sürece kalabalıkların değil belli bir kesimin sözcüsü ve haykıranı olarak kalır.
Şiir aykırılıklardan meydana gelmez şiiri okunur ve şairi tercih edilir yapan şey farklı olmasıdır. Orijinallik çizgisinde seyahat etmeyen, ifade biçimi ve zenginliği itibariyle diğerlerinden farklı olmayan dizeler ancak yazıldıkları döneme kısmen hitap ederek unutulur giderler. Şairi geleceğe taşıyan çizginin tanımı aykırı olması değil, farklı olmasıdır.
Şair şiirinde kendi dünyasının sınırlarını zorlamadan evrensellik çizgisine ulaşamaz. Bu sebeple şair kendi dünyasını en mikro birimlerine kadar tanımlayabilmek, irdelemek ve gerektiğinde toplumsal değişimi sağlayabilmelidir.
Şiir yöreselliğiyle yazılır, evrenselliğiyle okunur. İçerisinde sosyal gerçekleri barındırmayan şiirler şairinin kötü avazından başka bir şey değillerdir. Sosyal gerçeklik şiirlere en uzun ömrü veren dinamiktir.
“Dünya Şiir Günü” hatırlamak için az bir zaman dilimidir. Ömrü şiirin girdaplarında geçen biz şairlerin damarlarında akan şeyin adı şiir olsa da şiirden haz eden ve tüketen için iyi bir anlam yüklenebilir. Bana göre böyle günlerin tanıtımı ve hatırlanması için şairler sokaklara çıkmalı ve yürümeli açık alanlarda şiirler okumalı ve haklarıyla alakalı eylem yapmalıdırlar. Belki de şair bu gününde sorgulanmasını sorgulamalıdır. Şiir yazdığı için, iktidarın ekmeğine yağ sürmediği için, düşüncelerini şiirlerle dile getirdiği için cezalandırılan şairlerimiz var. Bir kere içimizde bizim gibi düşünmeyen şairi ilk önce cezalandıran şairlerimiz var. Şair önce bunu aşmalıdır.
Şairlik sıradan veya aykırı olmak değil farklı olmaktır derken farklı olanı benimseyemeyen yine bizleriz. Kendimize itiraf edemediğimiz bir ilahlaşma boyutumuz var ki eskiler buna Firavunlaşmak diyorlar bizi ilgilendirmeyeni araştırırken şiiri unutuyor veya bu dedikoducu magazinsel eylemimizin adına şiir serüveni diyoruz. İçimizde öyle şairler var ki kalemi sözcüklere dokunduğunda alfabemiz gülistana dönüşüyor. Yine içimizde öyle şaircikler var ki alfabemizi öyle bir kalemin ziyaretinden rahatsız oluyorum.
Şiir kimin yazdığına bakmadan okunmuyor ve yorumlanmıyorsa bu şiirin yetersizliğinden değil şiiri tüketenin (her kim olursa olsun) o şiiri okumayı hak etmediğinden dolayıdır.
Bir düşünce daha söylenmeden alkış ve onaylanıyorsa ve yine bir düşünce daha söylenmeden beğenilmiyor ve reddediliyorsa o toplumda düşünce özgürlüğünden ve tarafsızlıktan bahsedilemez.
Özellikle şairler herhangi bir şiiri yazarına bakmadan okumuyorlarsa ve sürekli aynı biçim ve duyguları alkışlıyorlarsa o ortam sıradanlaşmış demektir. Bu sebeple biz şairlerin bu günü bir milat kabul ederek kabuğumuzdan çıkmamız gerektiği fikrini taşıyor ve önce biz şairlerin böyle bir günü hak etmemiz gerektiğini savunuyorum.
Bekir K Ahıskalı
21 Mart 2009
Dünya Şiir Günü Bildirgesi
Etiketler:
Dünya Şiir Günü
Bedoş'un Eşeği-1*
Son zamanlarda en çok duyduğum yakıştırmalardan birisidir "Bedoş'un eşeği"
Hani neresinden duysam da ucu bana dokunmasa diye duymamazlıktan geldiğim bir ifade. Israrla kulaklarıma sokulmaya başlanan bu sahip-merkep ilişkisini kaleme almaya karar vermek zor olmadı. Aslında böyle bir ifadeyi yazı diline dökmek ve yaşananları anlatmak Bedoş amcayı kızdıracak olsa bile benim hayatıma benzeyen yanları itibariyle yazmanın faydalı olacağını düşünüyordum. Yeğenlerinden ve torunlarından duyduğum bu ifade kulaklarımdan çıkmamak üzere yer ettiğinden artık topluma mal edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Olayın biraz da Nasreddin Hoca'nın hayatını ve yaşadıklarını anımsatan yanları da yok değil. Dışarıdan bakınca zaman zaman gülünecek kadar mizahi, zaman zaman da fedakarlık, idealistlik, içeriden bakınca ağlayacak kadar dramatik bir sahip-eşek ve ahali ilişkisi. Bu sebeple hayatıma benzeyen yanları oldukça fazla
Bedoş amca zevkine midir?, kahrına mıdır? bilinmez eşek besler ve yaşadığı ortamda eşek besleyen adam olmanın anlamsız gögüs kabarıklığını yaşayan bir Anadolu insanı. Herkesin bir ağalığı var bu memlekette. Kimisi feodal yapıdan kaynaklanan toprak ağasıdır, kimisi coğrafi yapıdan kaynaklanan yol ağasıdır, kimisi cehaletinden ve laf taşımacılığından kaynaklanan laf ağasıdır kimisi de Bedoş amca gibi sebebi çok belli olmayan kahrını kendisinin sefasını başkasının sürdüğü eşek ağasıdır. Bedoş amca bu konuda o kadar fedakardır ki ahalinin ağzına malzeme olacak kadar da saftır. O yine de aldırmayarak bu eşek sevdasından vazgeçmez.
Köyde kimin ne yükü çekilecekse otunu, sapını, alafını, merek derdini Bedoş amcanın çektiği eşeklerinden yardım alınır ama kıymet bilinmez. Ertesi gün için yaylaya gidecek olan adamlar Bedoş amcadan eşeklerini isterlerken
-sabah eşeklerini versen şu yaylaya gitsek ama sabah erkenden karınlarını doyur
diyecek kadar da bu işi ona mal ve vazife edecek kadar da geniş insanlar. Bedoş amca ise madem bu eşekler benim karnını ben doyurmalıyım düşüncesini taşıyan bana göre saf ama onu sömürenlere göre hesabını bilmeyen adam. Bir yıl değil beş yıl değil durum her zaman aynı. Bedoş amcanın bu sevdası ahalinin torbadan öte genişleyen ağzına malzeme tabi.
Yine böyle güneşin her zamanki yerinden doğduğu bir gün eşeklerin ahalinin hizmetine sürülmesi beklenirken Bedoş amca birinin kapısını çalar ve kısmende olsa çaresizliğini anlatır der ki ;
- komşu bak bu eşekler benim ama herkesin hizmetine koşuyorlar herkesin yükünü çekiyorlar ama bir gün karınlarını doyuramazsam köylü beni ayıplıyor kimse de bana hak vermiyor mereğimde alafım bitti, yetiremiyorum ne yapacağımı bilemiyorum. Hanımında bir derdi var olurda masrafım olursa hani bu eşeklere saman, yem parası etmekten ve başka dertlerden faydalı olamayacağım üzüntüsünü yaşıyorum.
O gün Bedoş amcaya kahramanca fedakarca gelen bir davranış sergiler komşusu ve geri ödenmek kaydıyla biraz emanet para verir. Bedoş amcada günü geldiğinde hanımın derdine derman olamasa da kısmen faydalı olacak olan emanetin cebinde olmasının rahatlığı vardır. En azından o gün geldiğinde sıkıntı yaşamayacağım diyerek hanımının karşısında dik duracak olmanın erken rahatlığına kapılır. Mereğinde eşeklerin karnını doyuracak alafı azaldıkça endişelenir. Mereği dolu doluyken konu komşuya verdiği emanet alafların peşine düşer her kimi ararsa alaacğını isteyecen her aadam gibi kötü bilinir ve kınanır. Derken eşeklerin alafı bittiği bir gün Bedoş amca eşeklerini ahırından dışarı çıkaramaz. Önce mereğinde alafının bittiğini bilen en yakın komşuları kınar
-yükümüzü çekemiyoruz, bu eşekler neden semiz değiller, neden yük çekemiyorlar. Sen bu eşekleri aç bıraktın
gibi kınamayı aşan aşağılayan, hakir gördüklerini belirten cümleler kurmaya başlarlar. Bedoş amca yüzüne tokat gibi inen bu sözcükleri duydukça canı yanarsa da yine de eşeklerin karnını doyurmak, bu geçici sıkıntıyı atlatmak için çare ararken aklına en son gelebilecek bir şey olur. Sıkıntıyı aşayım diye müracaat ettiği kişiler bu durum karşısında Bedoş amca dan eşeklerin karnını bir iki gün doyurma karşılığı eşeklerin kendilerinin olmasını isterler. Bedoş amca suskundur diyemez ki ben bu eşekleri beş yıldır besliyorum benden çok sizlerin yükünü çekti ben bir kere bile birşey talep etmedim. Şimdi bu isteğin anlamının farkındayım ama ses etmiyorum derse der de demek istemez. Artık Bedoş amcanın sallandığının farkına varan bir kaçı hariç herkes birşeyler söylemeye başlar. O kadar ki özel yaşamını insanlara açmayan Bedoş amcanın neredeyse özel anları sorgulanmaya başlar. Haddini bilenler durumun farkında olduklarını ifade eden cümleler kurmaya başlarlar zaten ama haddini bilmeyenler Bedoş amcanın özel yaşamına kadar müdahil olurlar. Sözde bir dost diye başlayan ve biten notlar düşerler Bedoş amcanın yanındakileri kulaklarına. Bedoş amca;
-bu eşekler neden aç
-eşeklerini beslemiyorsun ki yükümüzü çekelim
-bak biz yükümüzü her eşekle çekeriz ama istiyoruz ki senin eşeklerle çekelim
-biz senin yanındayız
-yenge Bedoş amca eşekleri besleyemiyor onları bize versin
-ben bu eşekleri alıp yarış atı yaparım yeter ki bana versinler
gibi lafların hepsini hatta daha fazlasını duyar. Çünkü Bedoş amcanın da dostları vardır ve köy meydanında konuşulanları duydukça konuşanlarla alakalı Bedoş amcayı uyarırlar. Bedoş amca dostlarına komşularına toz kondurmak istemese de "bunların gerçek olduğunun farkına varmam için merekte alafımın azalması gerkiyormuş" der.
Bekir K Ahıskalı
Ağustos 2009
Bedoş'un Eşeği-1
Not: Bedoş Amca Bayburt'ta yaşayan halen hayatta olan yeğenlerini, torunlarını, eniştelerini tanıdığım hiç görmediğim ama yeğeninden dinlediklerim itibariyle hayatımızın benzeştiği bir amcamız. Bana anlatılanlar kadarıyla benzeşmeyen tek yanımız benim küfürbaz olmayışım. Bedoş amcaya dair yazacağım onlarca hikayesini dinledim. Bu dizinin adını Bedoş'un eşeği koymamın sebebi de eşekleri kendisinden daha popülerdi onun için
Benden Bedoş Amcaya tavsiyeler
Bedoş amca köyde komşunu seçme hakkın yoktur ama dostlarını seçme hakkın hâlâ var. Eşek besle ama sayıları kendi yükünü çekecek kadar olsun. Sayılarını azalt ve asla başkalarına karşılıksız iş yapma ki yapamadığın zaman kötü adam ilan edilmeyesin. Hayatında alaf alacağın, alafını verebileceğin komşu sayısı hem sınırlı olsun hem de merekte aldığın alafın hesabı merekte görülsün. Unutma bagaya ne koyarsan eşek onu yer o sebeple bagana kendi yükünü çekecek eşek yetiştirecek kadar alaf koy.
Alaf: Hayvan yemi
Merek: Hayvan yemlerinin konulduğu ver
Baga: Hayvanlarım yemlerini yemeleri için yemlerin konulduğu ahırda duvara sabitçe çakılmış yemlik
Hani neresinden duysam da ucu bana dokunmasa diye duymamazlıktan geldiğim bir ifade. Israrla kulaklarıma sokulmaya başlanan bu sahip-merkep ilişkisini kaleme almaya karar vermek zor olmadı. Aslında böyle bir ifadeyi yazı diline dökmek ve yaşananları anlatmak Bedoş amcayı kızdıracak olsa bile benim hayatıma benzeyen yanları itibariyle yazmanın faydalı olacağını düşünüyordum. Yeğenlerinden ve torunlarından duyduğum bu ifade kulaklarımdan çıkmamak üzere yer ettiğinden artık topluma mal edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Olayın biraz da Nasreddin Hoca'nın hayatını ve yaşadıklarını anımsatan yanları da yok değil. Dışarıdan bakınca zaman zaman gülünecek kadar mizahi, zaman zaman da fedakarlık, idealistlik, içeriden bakınca ağlayacak kadar dramatik bir sahip-eşek ve ahali ilişkisi. Bu sebeple hayatıma benzeyen yanları oldukça fazla
Bedoş amca zevkine midir?, kahrına mıdır? bilinmez eşek besler ve yaşadığı ortamda eşek besleyen adam olmanın anlamsız gögüs kabarıklığını yaşayan bir Anadolu insanı. Herkesin bir ağalığı var bu memlekette. Kimisi feodal yapıdan kaynaklanan toprak ağasıdır, kimisi coğrafi yapıdan kaynaklanan yol ağasıdır, kimisi cehaletinden ve laf taşımacılığından kaynaklanan laf ağasıdır kimisi de Bedoş amca gibi sebebi çok belli olmayan kahrını kendisinin sefasını başkasının sürdüğü eşek ağasıdır. Bedoş amca bu konuda o kadar fedakardır ki ahalinin ağzına malzeme olacak kadar da saftır. O yine de aldırmayarak bu eşek sevdasından vazgeçmez.
Köyde kimin ne yükü çekilecekse otunu, sapını, alafını, merek derdini Bedoş amcanın çektiği eşeklerinden yardım alınır ama kıymet bilinmez. Ertesi gün için yaylaya gidecek olan adamlar Bedoş amcadan eşeklerini isterlerken
-sabah eşeklerini versen şu yaylaya gitsek ama sabah erkenden karınlarını doyur
diyecek kadar da bu işi ona mal ve vazife edecek kadar da geniş insanlar. Bedoş amca ise madem bu eşekler benim karnını ben doyurmalıyım düşüncesini taşıyan bana göre saf ama onu sömürenlere göre hesabını bilmeyen adam. Bir yıl değil beş yıl değil durum her zaman aynı. Bedoş amcanın bu sevdası ahalinin torbadan öte genişleyen ağzına malzeme tabi.
Yine böyle güneşin her zamanki yerinden doğduğu bir gün eşeklerin ahalinin hizmetine sürülmesi beklenirken Bedoş amca birinin kapısını çalar ve kısmende olsa çaresizliğini anlatır der ki ;
- komşu bak bu eşekler benim ama herkesin hizmetine koşuyorlar herkesin yükünü çekiyorlar ama bir gün karınlarını doyuramazsam köylü beni ayıplıyor kimse de bana hak vermiyor mereğimde alafım bitti, yetiremiyorum ne yapacağımı bilemiyorum. Hanımında bir derdi var olurda masrafım olursa hani bu eşeklere saman, yem parası etmekten ve başka dertlerden faydalı olamayacağım üzüntüsünü yaşıyorum.
O gün Bedoş amcaya kahramanca fedakarca gelen bir davranış sergiler komşusu ve geri ödenmek kaydıyla biraz emanet para verir. Bedoş amcada günü geldiğinde hanımın derdine derman olamasa da kısmen faydalı olacak olan emanetin cebinde olmasının rahatlığı vardır. En azından o gün geldiğinde sıkıntı yaşamayacağım diyerek hanımının karşısında dik duracak olmanın erken rahatlığına kapılır. Mereğinde eşeklerin karnını doyuracak alafı azaldıkça endişelenir. Mereği dolu doluyken konu komşuya verdiği emanet alafların peşine düşer her kimi ararsa alaacğını isteyecen her aadam gibi kötü bilinir ve kınanır. Derken eşeklerin alafı bittiği bir gün Bedoş amca eşeklerini ahırından dışarı çıkaramaz. Önce mereğinde alafının bittiğini bilen en yakın komşuları kınar
-yükümüzü çekemiyoruz, bu eşekler neden semiz değiller, neden yük çekemiyorlar. Sen bu eşekleri aç bıraktın
gibi kınamayı aşan aşağılayan, hakir gördüklerini belirten cümleler kurmaya başlarlar. Bedoş amca yüzüne tokat gibi inen bu sözcükleri duydukça canı yanarsa da yine de eşeklerin karnını doyurmak, bu geçici sıkıntıyı atlatmak için çare ararken aklına en son gelebilecek bir şey olur. Sıkıntıyı aşayım diye müracaat ettiği kişiler bu durum karşısında Bedoş amca dan eşeklerin karnını bir iki gün doyurma karşılığı eşeklerin kendilerinin olmasını isterler. Bedoş amca suskundur diyemez ki ben bu eşekleri beş yıldır besliyorum benden çok sizlerin yükünü çekti ben bir kere bile birşey talep etmedim. Şimdi bu isteğin anlamının farkındayım ama ses etmiyorum derse der de demek istemez. Artık Bedoş amcanın sallandığının farkına varan bir kaçı hariç herkes birşeyler söylemeye başlar. O kadar ki özel yaşamını insanlara açmayan Bedoş amcanın neredeyse özel anları sorgulanmaya başlar. Haddini bilenler durumun farkında olduklarını ifade eden cümleler kurmaya başlarlar zaten ama haddini bilmeyenler Bedoş amcanın özel yaşamına kadar müdahil olurlar. Sözde bir dost diye başlayan ve biten notlar düşerler Bedoş amcanın yanındakileri kulaklarına. Bedoş amca;
-bu eşekler neden aç
-eşeklerini beslemiyorsun ki yükümüzü çekelim
-bak biz yükümüzü her eşekle çekeriz ama istiyoruz ki senin eşeklerle çekelim
-biz senin yanındayız
-yenge Bedoş amca eşekleri besleyemiyor onları bize versin
-ben bu eşekleri alıp yarış atı yaparım yeter ki bana versinler
gibi lafların hepsini hatta daha fazlasını duyar. Çünkü Bedoş amcanın da dostları vardır ve köy meydanında konuşulanları duydukça konuşanlarla alakalı Bedoş amcayı uyarırlar. Bedoş amca dostlarına komşularına toz kondurmak istemese de "bunların gerçek olduğunun farkına varmam için merekte alafımın azalması gerkiyormuş" der.
Bekir K Ahıskalı
Ağustos 2009
Bedoş'un Eşeği-1
Not: Bedoş Amca Bayburt'ta yaşayan halen hayatta olan yeğenlerini, torunlarını, eniştelerini tanıdığım hiç görmediğim ama yeğeninden dinlediklerim itibariyle hayatımızın benzeştiği bir amcamız. Bana anlatılanlar kadarıyla benzeşmeyen tek yanımız benim küfürbaz olmayışım. Bedoş amcaya dair yazacağım onlarca hikayesini dinledim. Bu dizinin adını Bedoş'un eşeği koymamın sebebi de eşekleri kendisinden daha popülerdi onun için
Benden Bedoş Amcaya tavsiyeler
Bedoş amca köyde komşunu seçme hakkın yoktur ama dostlarını seçme hakkın hâlâ var. Eşek besle ama sayıları kendi yükünü çekecek kadar olsun. Sayılarını azalt ve asla başkalarına karşılıksız iş yapma ki yapamadığın zaman kötü adam ilan edilmeyesin. Hayatında alaf alacağın, alafını verebileceğin komşu sayısı hem sınırlı olsun hem de merekte aldığın alafın hesabı merekte görülsün. Unutma bagaya ne koyarsan eşek onu yer o sebeple bagana kendi yükünü çekecek eşek yetiştirecek kadar alaf koy.
Alaf: Hayvan yemi
Merek: Hayvan yemlerinin konulduğu ver
Baga: Hayvanlarım yemlerini yemeleri için yemlerin konulduğu ahırda duvara sabitçe çakılmış yemlik
Etiketler:
Bedoş'un Eşeği-1*
Şair Kimdir ?
Şair Kimdir ?
Şair her şeyden önce bir dava adamıdır. İnandığını kaleme aktaran,bunu da yaparken peşinden gelecek olanlara yanlış yön vermeme adına azami dikkat ve itina göstermelidir.
Kendisine bahşedilen, yüreğinden sızarak gelen kelimelerin gücünü sufli emellerine Kullanmayacak kadarda idealist ve şuur sahibidir.

Yazarken; Neyi, nasıl yazarım? diye düşünürken, milli menfaatlerini öne çıkaran, kaleme aldığı şeylerin kendisinden ziyade topluma kazandıracaklarını düşünen insandır.
Her yaşın, her mekanın ve her devrin ayrı bir mesuliyet ve hassasiyet gerektirdiğini
bilir ve bu istikamette hareket eder. Kendisini yetiştirme adına, hitap ettiği kalabalıklardan daha çok okumalı, daha çok düşünmeli ve tefekkür etmelidir.
Maziden getirdiği desen ve modelleri, istikbale aktarırken zamana ve mekana uyarlamakla kalmaz onların çizgilerinin değişmesine de müsade etmez. Güzel olanı kaleme alırken de yazarken ayrı bir nezaket ve dil kullanmalıdır ki bu O'nun ruhunda var olan, âdete ilahi bir solukla üflenen nefestir.
Şair; günü birlik hesapların ve heveslerin peşinde koşamaz. İnanmadığını yazmayan, sevmediğini söylerken bile muhatabının ruhumda yaralar açmayan insandır.
Şair; muhakkak her güzeli yazmalı ve bu konuda topluma ayna olmakla beraber, sevgide sebat etmekte, vefâ'da değişmez bir mihenk taşı olmakta ve sadakatte bir örnek teşkil etmelidir.
Esasında Şair; Kimi nasıl severim ? sorularına cevap aramaktansa, Kendimi Kime nasıl sevdirebilirim? hesaplarının peşinde olmalıdır.
Sevgi sözcüklerini kağıda değil muhatabının yüreğine yazdığını düşünen ve bunu yaparken yürekleri kanatmayan, yüreklere yanlış yön vermeyen, yürekleri zamansız mevsim aralıklarına götürmeyen insandır.
Ben; O'nu düşünürken ve O' bir yüreği okşarken asla bu işi o anlık yapan biri olarak düşünemiyorum. O'nun seviyorum demesi; kendisi, muhatabı ve kara toprak arasında bir mukavele mahiyetinde olmalıdır.
İhtiyaç duyulduğunda cephede olabilmeli, kalabalıkları oraya sevk edebilmeli ve yine ihtiyaç duyulduğunda kalabalıkların yüreğinin sesi olabilmelidir.
Şair; geleneklerini, göreneklerini iyi bilen, bunları kendisine malzeme yaparak gelecek nesillerin sinelerinde kaleler ören insandır. İçinde taşıdığı merhamet, belagat, hitabet gibi kabiliyet ve farklılıkları en iyi işleyen insandır.
Şair; yazdığını yaşayan, yaşadığını yazan, özü gibi kalemi de yalan söylemeyen,peşi sıra gelenlere numune-i imtisalidir.
Şair; sevmekten ziyade, sevilmesini bilen, kalabalıkların iç dünyalarına tercüman olan insandır.
Şair her şeyden önce bir dava adamıdır. İnandığını kaleme aktaran,bunu da yaparken peşinden gelecek olanlara yanlış yön vermeme adına azami dikkat ve itina göstermelidir.
Kendisine bahşedilen, yüreğinden sızarak gelen kelimelerin gücünü sufli emellerine Kullanmayacak kadarda idealist ve şuur sahibidir.

Yazarken; Neyi, nasıl yazarım? diye düşünürken, milli menfaatlerini öne çıkaran, kaleme aldığı şeylerin kendisinden ziyade topluma kazandıracaklarını düşünen insandır.
Her yaşın, her mekanın ve her devrin ayrı bir mesuliyet ve hassasiyet gerektirdiğini
bilir ve bu istikamette hareket eder. Kendisini yetiştirme adına, hitap ettiği kalabalıklardan daha çok okumalı, daha çok düşünmeli ve tefekkür etmelidir.
Maziden getirdiği desen ve modelleri, istikbale aktarırken zamana ve mekana uyarlamakla kalmaz onların çizgilerinin değişmesine de müsade etmez. Güzel olanı kaleme alırken de yazarken ayrı bir nezaket ve dil kullanmalıdır ki bu O'nun ruhunda var olan, âdete ilahi bir solukla üflenen nefestir.
Şair; günü birlik hesapların ve heveslerin peşinde koşamaz. İnanmadığını yazmayan, sevmediğini söylerken bile muhatabının ruhumda yaralar açmayan insandır.
Şair; muhakkak her güzeli yazmalı ve bu konuda topluma ayna olmakla beraber, sevgide sebat etmekte, vefâ'da değişmez bir mihenk taşı olmakta ve sadakatte bir örnek teşkil etmelidir.
Esasında Şair; Kimi nasıl severim ? sorularına cevap aramaktansa, Kendimi Kime nasıl sevdirebilirim? hesaplarının peşinde olmalıdır.
Sevgi sözcüklerini kağıda değil muhatabının yüreğine yazdığını düşünen ve bunu yaparken yürekleri kanatmayan, yüreklere yanlış yön vermeyen, yürekleri zamansız mevsim aralıklarına götürmeyen insandır.
Ben; O'nu düşünürken ve O' bir yüreği okşarken asla bu işi o anlık yapan biri olarak düşünemiyorum. O'nun seviyorum demesi; kendisi, muhatabı ve kara toprak arasında bir mukavele mahiyetinde olmalıdır.
İhtiyaç duyulduğunda cephede olabilmeli, kalabalıkları oraya sevk edebilmeli ve yine ihtiyaç duyulduğunda kalabalıkların yüreğinin sesi olabilmelidir.
Şair; geleneklerini, göreneklerini iyi bilen, bunları kendisine malzeme yaparak gelecek nesillerin sinelerinde kaleler ören insandır. İçinde taşıdığı merhamet, belagat, hitabet gibi kabiliyet ve farklılıkları en iyi işleyen insandır.
Şair; yazdığını yaşayan, yaşadığını yazan, özü gibi kalemi de yalan söylemeyen,peşi sıra gelenlere numune-i imtisalidir.
Şair; sevmekten ziyade, sevilmesini bilen, kalabalıkların iç dünyalarına tercüman olan insandır.
Bekir K Ahıskalı
04.03.2006
Etiketler:
Şair Kimdir ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)